Herşeyi anlayabilirim aslında ben. Bulutları, ağaçları, tuhaf biçimli binaları, insansız sokakları ama bir balonu anlayabilmek bir ömürlük iyi niyet gerektiriyor. Ben o kadar değilim. Kışlada ölü bir zamanı bekleyen umutsuz bir er kadar bedbaht olmasam da içimde derin bir köy kahvesi ihtiyarı yaşıyor. Herşeyin hali hazırda güzel olduğu bir bahçenin içerisine daha iyi gözükeceğini umarak bir balon yerleştirmek hakikatli bir iyi niyeti ve umudu gerektiriyor. Sokağını güzelleştirmeye çalışan insan, insandır. Sabahları uyanınca güzel şeylerle karşılaşmayı istemek insanlığın beş farzından birisidir. Diğer dördü de sırasıyla, işe giderken keyifli durumlarla karşılaşmak, öğlen yemek yerken iyi kişilerle muhatap olmak, ikindi vakti çay içerken mutlu insanlara denk gelmek ve son olarak akşam içki içerken hoş sohbetlerde bulunmaktır zaten.

İyi bir iman için, farzları yerine getirmek gerek. Şayet farzları yerine getirmeyi sağlayacak koşullarda bir sorun varsa, çözüm adına atılacak adımların sayısı azalmışsa, belki artık Said gibi (kayıp olanı değil de Edward olanı), sorgulamayı içeride bir yerde bırakıp atılması gereken taşı atmanın vakti gelmiş kapıya dayanmıştır.

Ve yine kitaplarda yazmayan bazı kurallar çerçevesindeki bir takım katı koşullar altında insanlar, gereken taşlardan birisini attıklarına inandıkları için, içlerinde kalan cesaretin son kırıntılarını, güvercinler ve martılarla falan hep kavga etme pahasına, toparlayıp telefon edebilirler. Bu telefon genellikle, seslerini duymanın kendilerine iyi geldiği kişileredir. Yanıtsızlığın bir karşılık olabileceği bu gibi hallerde, geçmişe dönük küçük çaplı analizler yapılarak başlanan ancak genele yayılan bir mutsuzluğa da gark olabilirler. Sükuneti muhafaza etmek elzemdir böylesi hallerde.

Özetle kişi, yapabileceği birçok eylem arasından; sesini duyduğunda mutlu olacağını umduğu bir diğer kişiyi aramayı yeğlemiştir -ki bu iyi bir başlangıçtır- .Ancak türlü sebeplerle vuslatına erememiş, duymak istediğini duyamamış, görmek istediğini görememiş ve zarfı zor bir sürecin sarkacında asılı kalmıştır. Bu hal, vaktiyle müdahil olunmaz ise, kendince kurgularla örülü bir dünya kurmasına ya da daha fenası, İlhan gibi (Attila olan Muzaffer değil) asılı kalmasına ve tekrar -tüm coğrafyalarda birdenbire mantar gibi biten lüzümsuz sakal uzatmış kalabalığa benzeme riskine rağmen- sakal uzatıp, kendisine kaptan denmesi için bir bahane aramasına neden de olabilir mevcut ihtimaller çerçevesinde:

"soluk bir sisin arkasından yüzün gözüküyordu
gece inmişti takım takım yıldızlar gözüküyordu
şimdi sen başka bir şehirdeydin saçlarını kesmiştin
dudaklarını boyamıştın bu seni tamamen değiştirmişti
rüyana erkekler giriyordu hem çıplak giriyordu
aklına ben geldiğim zaman utanıyordun
onların arasında değildim çünkü ben yoktum
ben paris’te kalmıştım adresim ezberindeydi
her cumartesi istesen bir kart gönderebilirdin
ne var ki bunu hiçbir zaman yapmayacaksın
....
bana ancak sabahları telefon edebilirsiniz"

derken derken ertesi sabah telefon çalar, herşey güllük gülistanlık gibi gözükür gene devrisi gün gelene dek.

Sürekli osilasyonların olduğu kararsızlığa yatkın her devreye bir kondansatör şart. Denge için şart, huzur için, ve dahası devrenin mutlu çalışması için şart. Bir kondansatörün biriken ziyade ruh hallerini soğurup toprağa göndermesi gerekir devrenin kararlı çalışması için. İstatistiki bir durumdur ancak, üretilen kondansatörlerin yüzde birçoğu dertlidir. Dolayısıyla ya yanarlar, ya sökülüp atılmak zorunda kalırlar devreden.

**Kondansatörü devreden sökenin devreye söylediğidir :**

şimdi o bıraktığın ruh hallerini usulca yerden alıp eski yerine yerleştir kanımca. Yüksek voltaj tatlı, mut ülkesine vuslat uzak. Sen usul usul, enseyi karartmadan, yollara düş tekrar, düşük fakat makul voltajlı.