Bir şehri tanımak zaman alan bir iş. Ne kadar emek harcarsanız o kadar tanışıyorsunuz şehrin size sunacağı imkanlarla. Tamamen yeni bir şehirde, tamamen yeni bir iş mevzubahis ise, düzene sokulması gereken en az üç şey oluyor. Önce sizi o şehre getiren işi anlamalı ve onun üzerinde çalışmalısınız, ikinci olarak evinizle samimi olmanız gerekli. Evde bir şeyler pişirebilmek, eve yeni eşyalar almak çok önemli mesela. Son olarak da şehirde soluk alabileceğinize inandığınız bir yerler bulabilmelisiniz. İlk ikisini az çok yola koyduğuma inandığımdan bugün ilk kez şehir merkezine indim.
Her şehrin iki yakası olmalı. İki yakayı ayıran bir su kütlesinin varlığı o şehre anlam katar. Bordeaux'da bu kütlenin ismi Garonne. Kuzey İspanya'da bir yerlerden doğan bu nehir, Toulouse ve Bordeaux şehirlerinden geçtikten sonra Atlantik'e dökülüyor. Daha önce Toulouse'da birkaç kez kenarında oturmuştum bu nehrin, yabancısı sayılmam. Tıpkı oradaki gibi çamurlu akıyor Bordeaux'da da. Bu nedenle belki geceleri daha leziz gözüküyor. Gece, Garonne nehrinin çamurunu örtüyor, daha kimbilir neleri örtmekte. Öte yandan alışılageldiği gibi maviye ya da en azından yeşile çalmaması nehrin, bu toprakları ve burada yetişen mahsülleri fena halde lezzetli kılmakta aslında.
İnsanı güleryüzlü Bordeaux'nun. Hep anlatılagelen Fransızca bilmiyorsan hiç kimse gözünün yaşına bakmaz efsanesi en azından bu civarlar için geçerli değil anladığım. Bir şekilde sizinle diyalog kurmaya çalışıyor herkes. Kelimelerle olmadığı noktada işaretler devreye giriyor. Vira bismillah o halde...
Bir şehri anlamak
ilk haftasonu, ilk izlenimler
Anlat, dinliyorum ben...
Comments:
fanter
Yiitalt