Altı üstü asma
İstanbul'da yaşadığım vakitlerimin çoğunda aslında ben hep bu sokağa baktım. İlk gelişim 2000 yılına denk gelir. 14 yılda biri hariç garsonların tümü değişti., en az üç kez de mekan el değiştirdi. Etrafındaki komşu mekanlar; otel oldu, bar oldu, gece kulübü oldu. Ama manav, kasap, ciğerci, kağıtçı ve cumhuriyet meyhanesi hiç değişmedi. Kara şişman bir köpek vardı burada eskiden. Kasabın önünde oturur, akşamüstü 4-5 gibi (eğer yaz akşamı ise 7-8 gibi) gelen çöp kamyonundan artakalan -ki çoğu onun için ayrılmış, çöpçülerce alınmamış olurdu- kemikleri bir kenara yığardı. Öylesine hantaldı ve öylesine sahiplenilmişti ki esnaf tarafından karşıya geçeceği vakitlerde taksi durağının kahyası trafiği durdururdu. Çok acaip tipler geçerdi buranın önünden hep. Ne arasanız bulunurdu burada. 72 milletin kayıplarının yolu burada kesişirdi. Eskiden önündeki kaldırımda masalar varken, bahar aylarında içinde asma ağacı çıkmasın isteyenler biralarının üzerini elleriyle kapatırdı. Belki 7-8 yıl önce, belki daha eskiden Fransız bir öğretmen gelirdi buraya. Bir akşam tuttuğu takımın Galatasaray ile maçı vardı, yanımdaki masada oturup maçı seyrederken, takımı gol atınca sevinemediğini söylemişti bana. Bir de bir çocuk seviyormuş galiba ondan bahsetmişti kırık dökük Türkçesi ile. Sonra işler istediği gibi gitmeyince kalkıp uzakta bir yerlere taşınmıştı. Şimdilerde ne yaptı ne etti bilmem.
Bir de neyi anımsıyorum, akşamüstleri ciğerci kalan etleri manavın tentesi üzerine savururdu. Martılar, kediler çığlık çığlığa kavga ederdi Esnaf eğlenirdi...