Bu da oldu sonunda. Kendimi kaybedercesine evimi temizledim ufak bir şişe viskiyi şişeden içerek. Herşeyin kirinden pasından kurtulmak için 5 makina dolusu çamaşır yıkadım. Temizlenmemiş tek bir şey kalmadı evin içinde, herşey ilk geldiğim günkü gibi artık. Tek duyduğum ses buzdolabından geliyor. Bir ağırlığı var şimdi dünyanın, bir hacmi. Pirüpak olduğunda herşey; anlaşılıyor ki, bu dünyada can sıkıntısının da bir anlamı var. Hangi ayda olduğundan (mesela nisan imiş şimdi, kimin umurunda) , nerede yaşadığından (şimdi istanbulda imişiz evvelini sonrasını allah bilir), kime aşık olduğundan (önce o varmış şimdi de o, ne farkedecekse), dostlarının kim olduğundan bağımsız olarak: bu dünyada sıkıntının bir anlamı var. Meşguliyetlerine ve telaşelerine yandığımının insanları, kırıp dökerlerken önlerine gelen herşeyi, ölümü unutuyorlar. Oysa yarın da var, ölüm zati hep başucumuzda. Zihnini temizleyemiyorsan, bari evini temizle diyor derviş. On yıllar süren uykusundan uyandı bugün, usulca asasını bırakıp oturdu yine karşıma. Hoşgeldi, sefalar getirdi. Lokmamız iki parça artık bundan sonra, uykumuz bin.