kırılma noktası
İncecik bir duvar vardı aramızda, olmasa da olurdu. Uyur uyanık karşıdaki binanın camlarını silen adamı izledim biraz. İşe gitmek gerekirdi, ama gitmeyecektim besbelli. İşti, midemdi, aklımdı pek umurum değildi. Sen yüzümü örtmüştün çoktan, ben kaplumbağaları beslemekten gelmiştim gece. Elim yüzüm her yanım şarap içindeydi. Sabah uyandığında gördüğüm düşü unutmadan anlattım sonra uyur uyanık. İki bina arasında asılı bir ipte yürüyorduk. Canbazlığımız mı tutmuştu, yoksa başka çaremiz mi yoktu bilmiyorum. Tam vardık karşı binaya derken, sen gerisin geri gidiyorsun, bana bir kez olsun bakmadan. Bir şey mi unutmuşsun, yoksa sadece korkutup uzmek için mi yapıyorsun bunu, hiçbir fikrim yok.