Kabuk
"Sen sanıyordun ki ben kabukluydum. Değilim. Beni kazıyacaksın tırnağınla: Taze et, kas, lif, sinir ucu, biraz yuvar dengesi - oksijen kaynağıyla hemeglobin. Olamazmış o teraziyle, hiçbir ölüm için geçerliydi bazı maddeler, yan. Ve ruh artık kalıbından taşmışmış ve yaşadığı bütün odalara dönüp bir bir gezmişmiş: Buradaydık ben ve buradayız. NE tuhaf. Yanlış hıçkırık. [Kim saklanıyor acaba şu kuklanın içinde?] Kabuk dediğimiz zaten kolay delinebilecekti. Bir çırpıda gelir ve giderdi en üstten atlama duygusu. Ben de isterim o an uyanmak. Uçup oraya konmak ne iyi. Sen sanıyorsun ki: Köprünün iki ucu da yokmuş."