2014 yılının kasım ayında yeryüzü...
2014 yılı kasım ayında, yeryüzünde inanılmaz değişiklikler yaşandı. Ağaçlar örneğin, birdenbire rengarenk oldular. Kısa ömürlerinin en güzel renklerine bürünen yapraklar Bordo sokaklarını kapladı. Bağlar kırmızıya çalan muhteşem bir renge büründüler. İnsanların yüzünde kesintisiz yağmura rağmen için için bir mutluluk hakimdi. 2014 yılı Kasım ayında yeryüzünde yaşanan bu inanılmaz değişime her akşam tepemizden bağrış çağrış geçen kuş sürüleri de eşlik etti. Şehirde hiçbir zaman görülmeyen sokak hayvanları da koroya katılıp ortalığa çıktılar gizlenmeyi bırakıp. Bir kediyi ortalıkta salınırken görmek mucizevi bir mesele olmaktan çıkıp, gündelik keyiflerin arasına karıştı böylelikle. Kasım ayının sonlarına doğru yaşanan bazı tatsız olaylar dahi genel gidişatı engelleyemedi. Herşey hemen hemen olması gereken halde idi. Hem o kadar yakındı ki olması gerekene, yeryüzü tüm canlıları ile beraber, yaklaşmakta olan büyük günü bekler gibi süslenmişti. Yüzüm yanıyordu, durup dururken gözlerim doluyor, evsizlerin köpeklerini okşuyordum. Şarkılarım değişmişti. Dilimin kifayetsizliğine öfkelenip, dil öğrenmeye çalışıyordum. Hangi dili öğreneceğimi şaşırmıştım. Konuşmaya bir başlasam hiç susmayacaktım sanki. Yüzüm yanıyordu, durup dururken gülümsüyor, tanımadığım insanlarla konuşmaya çalışıyordum. 2014 yılı kasım ayında yeryüzünde yaşanan inanılmaz değişikliklerin sorumlusu olarak, sustuğum zamanları da beni anladığını söyledin. Yüzüm yanıyordu. Annelerimiz aynı kelimelerle sevmişti bizi bebekken. Babalarımız aynı kelimelerle söylenmişti bize biraz büyüyüp hata yapmaya başladığımızda. Biz hangi kelimeleri kullanacaktık. Yüzüm yanıyordu, durup durup göğe bakıyordum. İçim değişmişti.
Oysa herşeye rağmen muhakkaktı ki birisi kimsenin bilmediği biryerlerde huzursuz uyuyup, bordoya yolcu edilmeyi yahut bordodan yolcu edilmeyi beklemekteydi. Hayat kasım ayı zeytini gibi salkım salkım birşeydi. Kimse tam olarak ne olup bittiğini anlayamıyordu toplanmasına ramak kalana dek. Şeyler, bitmelerine ramak kala isim kazanıyordu tıpkı insanın ismini haketmesini gerektiren ama artık kimsenin anımsamadığı eski Türk adetlerinde olduğu gibi. -çünkü bilcümle cesaretler, bitişine doğru toplanır her öykünün-