kuyrukluyıldızın şarkısı
Her saat başı bir yük treni geçiyor az ilerideki raylardan. Saatin değiştiğini oradan anlıyorum. Geçen bir hafta kendimi ölçtüm biçtim. İlk gün, kıytırık bir kadıköy kafesinde camdan kedilere baktım. Sonra çizmelere, denize, yoğurtçu parkına, yoldan gelene geçene, birahanelere, metrobüs kalabalığına baktım. Gelinlikçilerle dolu sokaktan bir sigara bir çakmak aldım. Doğrusun doğruya isyankarların sokağına gidip bir bira söyledim, yanına bir dünya çerezle, tuzlu limonlu hıyar getirdiler. Hepsini yiyebilmek için üçüncü birayı da içtim. Acıktım sonra, balık yemeye indim balıkpazarına, oturdum bi ufak rakı biraz da meze söyledim işte kalamar, salata, peynir filan. Bitirince sofrayı, bir iki dostumla buluştum. Ben sahi neyi anlatacaktım. İnsan ömrünün en keyifli anları, bir sonraki aşamayı veya bir önceki safhaları düşünmediği ilk bir kaç saat galiba hoş bir buluşma sonrası. Sanki herşey tam da olması gerektiği gibi oldu sandığımız hayal ürünü ilk bir kaç saat. Herşeyin tam da olması gerektiği gibi olduğunu sanıp mutlu oldum ben de her aklıselim insan gibi. Şimdi o akşam o saatlerde kurduklarımdan yorganlara dantel yapıyorlar. Sonraki günler iğne iplik gerekmeksizin ağzımın dikildiği günler oldu. Tek bir güzeli, hoşu dünyayla yeni yeni aşina olan bir bebeyle tanıştım. Gerisi hep olduğum yerin sancıları, olmadığım yerin kurgusu. Pazartesi şehre döndüm, olmadığım yerin kurgusunu da uykusuzluk, alkol ve lüzumsuz özgüven ile duman ettim. Şimdi itinayla haktır hukuktur deyip her saat başı az ilerdeki raylardan geçen yük trenlerine bakıyorum. Ha attım ha atıyorum derken kendimi yük treninin altına, haber geldi. Yıldızlara gidilecek elbet diyordu nazım, gitmişiz de alet bile yerleştirmişiz alimallah bu akşamüstü itibari ile. Benim, senin, onun, bunun saçma sapan gündelik dertlerinden kime ne. Kuyrukluyıldızların da şarkıları varmış, ne güzel. Dünyayla yeni yeni tanışan bebeye özendim, daha kimbilir neler görecek o diye...
Anlat, dinliyorum ben...