Kimbilir kimin bisikletini almak için St. Michael'deki pazara gittik. Çok yağmur yağıyordu. Bir Fas kahvesine sığınıp naneli çaylar söyleyip içtik. Bu yağmur böyle sürerken biz bisiklet alamazdık. Ucuz çalıntı bisiklet satan afrikalılar yağmuru sevmiyorlardı besbelli. Yağmur yağdığında ortalıktan çekiliyorlardı, polisten çok yağmurdan korkuyorlardı sanki. Olsun varsın, bizim önümüzde halen naneli çaylarımız, cebimizde tütünümüz vardı. Camdan dışarı bakıyorduk işte St. Michael'deki ıvır kıvır pazarına, pazarcıların gerdiği şemsiyelere. Arada sopalarla dürtüyordu pazarcılar çadırın tepesini, çünkü yağmur bardaktan boşanır gibi yağıyordu. Bu böyle gitmeyecek dedi içim. Etraftan boş toplayan çocuğa, birer çay daha söyledim. Tanışmanın vakti geldi artık dedim kendi kendime; yağmuru, çamuru, hüznü ile bu şehrin.