Yeterince ısrar edilirse, her okunup duyulan şeyde bir analoji bulunabilir. Eninde sonunda herşey insandan kaynaklı, üç aşağı beş yukarı aynı şeyleri duyuyor, yaşıyor insanlar. Bu gece son tramvayı kalabalığından dolayı beğenmeyip yürümeye kalkınca eve doğru, ilk evvel zati hiç olmayan bir güveni yine kaybettim. Olmayışına razıyım der yazar, oluyormuş gibi olmasın yeter. Bir sigara yaktım anlayamayacagimi anlayinca, ihtiyarın biri ateş istedi tam o anda, bulut gibiydi. Sigarasını yaktım, gemici eskisiymiş, sonra laf lafı açtı bir sefil mahalle barında rom içip kerouac tartışırken bulduk kendimizi, bir dönem beraber yolculuk etmiş rivayet, kerouac ile. Yitirdiğim güven, yittiği yerde kaldı, eve dönüp bir çay demledim. Bugün değilse yarın yüzümüze çarpacak yaşadığımız şehir, balık gibi.
Her okunan dedim, kaptan, hiç hariç olmadı bundan:
"saadetin ıstırap çekmek olduğunu ben keşfettim
çarmıhta bir isa gibi ben ıstırap çektim
bir sulfat acılığı sinerse parmaklarına şiirlerimden
gözyaşları sinerse eğer küstahça kafiyeli
anla ki ölümle hayat arasında zaman gibi mesudum
kendimi öldürecek haldeyim seni öldürecek saadetimden
dona-maria! bir kahvede isyan halinde bulduğum
çekik gözleriyle ermenice küfürler yazıp çizen çocuk
sen! bordeaux’ya yorgun bir flâmingo gibi yolladığım
geceleri benim için dua etmelisiniz
renault’daki grevciler toptan sokağa atıldılar
paris’in duvarlarını boydan boya afişler kapladı
seni hatırladıkça bir kadeh armagnac içerim
armagnac demek yirmi beş damla gözyaşı demekmiş
demek her akşam yirmi beş damla gözyaşı içerim
senin dağlardan ve sarhoşlardan korktuğunu bilirim
ben sarhoş olduğum zaman korkmuyorsun hiç korkmuyorsun
gözlüklerim kırılmasın diye sakladığını bilirim
kalbim bakır bir mangır gibi boynuma asılmış
ondan kurtulmak için sürgünlere gitmeye razıyım
nehir gemilerinde muçoluk etmeye ölmeye
seni terk etmeye razıyım parasız pulsuz çekip gitmeye
kur’andaki bütün belâlara tevrattaki bütün belâlara
ibranice öğrenmeye razıyım hapis yatmaya
kalbim yüzünden mademki ellerimi parçaladım
kalemimi kırdım hayatımı çignedim ağladım
mademki en büyük düşmanım kalbim benim kendimin
onu inkâr ediyorum kalbimi inkâr ediyorum
geceleri benim için dua etmelisiniz
üçüncü paralelde eski bir dünya gibi batacağım
malgaş halkı birkaç yüzyıl hikâyemi anlatacak
...
seni hiç görmeseydim seni keşke hiç görmeseydim
şu benim iki gözüm aksalardı kıpkızıl kör olsaydım
sacre-coeur’de armonik çalsaydım dilenseydim
seni hiç görmeseydim ismini hiç duymasaydım
belki kendime göre rezilce saadetlerim olurdu
kaldırımlara renkli tebeşirlerle katedral resimleri çizerdim
kaldırımlara senin resmini çizerdim herkes seni çiğnerdi
bistroya yıkılır çırılçıplak bir quantro içerdim
lucie-anne yine gelir yine bana senden bahsederdi
lucie-anne neden gelir neden bana senden bahsederdi"
yüzün
yüzüne bakınca, şehir çırpınıyordu sandal içinde balık gibi.