Uzaktan trenleri geçiyor, yük trenleri
ışıkları içinde, düdükleri ile.
şehrin içi uzak bir öyküyü anlatır
böylesi gecelerde,
içinde ağzında üzüm salkımı ile
bir tosbağa dolaşır.
İçinden o öykünün,
Hindistan'a giden bir hippi minibüsü geçer
üstünde binbir renk,
illa ki sultanahmette ot ikmali yapacak.

Tosbağanın ağzında salkım salkım üzüm,
yanındaki yavrusunu gizlemiş.
Oysa beterin beteri var,
üstüne binmiş küçücük adamlar tosbağanın
kimbilir neresinden toplanıp gelmişler fransanın.

Senin evin tosbağalara komşu.
Ah, ele güne karşı ne güleryüzle bakardık;
değil mi ki yüzümüz bizim dönüktü güne,
gün nereye dönse bizim yüzümüz orada:
bilcümle ite kopuğa gülümserdik.

Sabahına birer bardak kahve pişirirdin gecenin,
yüzümüz eski fotoğraflardaki gibi güleç,
işte halen tosbağanın orada bir yerlerdeydik.
İşimiz gücümüz, varımız yoğumuz hep iki tosbağaydı bizim,
eski, güzel, uzak fotoğraflardaki gibi.