Sabah dokuz ceyrek vapurunun kalkmasini beklerken iskelenin solundan denize baktim bu sabah. Belki bin tane karabatak suyun uzerinde birbirine siginmis arada batip cikarak beklesiyordu. Bense, onu bekliyordum. Oyle ya gelecekti, evden cikarken bin kez tekrarlamistim oysa: Beklemeyecektim. Nihayetinde kimdim ki ben, dogru durust tanismamistik bile daha. Ama hic de oyle duzgun calismiyordu aklim benim. Ne daha evvel oyle calismisti, ne de simdiden sonra oyle calisacakti. Oldum bittim iyiligi hissederdim ben iliklerimde bir sekilde, sonra da beklerdim bana dokunsun o iyilik diye. Bekledim ben de yine sabah telkinlerini dinlemeyip sagduyumun. Gelmedikce, muhakkak uyuyakaldi dedim. Ama ya hasta olduysa, belki evden birilerinin basina birsey geldi. Aman icim karanlik benim, illa kotu birseyler mi olmasi gerek, mutlak yolda ac bilac bir kopek gormus olsa gerek. Sevdigi kopekleri anlatirken gozleri o denli buyuyen biri ac kalmis bir kopege kayitsiz kalamaz ki. Dayanamamisti muhakkak, bakkaldan biraz salam alip, kopegin istahla karnini doyurusunu izlemeye dalmis; sonra da ah demisti, kacti vapur. Karabataklarin iskele kenarinda toplasmasinda bir neden var sanan martilar da katildi cumbuse. Insanlar desen ha keza birikip duruyorlardi iskelenin onune. Herkesin derdi baskaydi; kuslar karin doyuralim telasesinde, insanlar vapura binecek, bense bekliyorum. Belki diyorum ben kuslara bakarken gecti girdi mi acaba vapura. Kolay gelsin deyip karabataklara, martilarin cani cehenneme, vapura geciyorum. Apacik kopek beslediginden gec kalmissin sen, binerken vapura ancak anliyorum, yoksa zati gule oynaya birlikte binerdik vapura biz. Nihayetinde tum dokuz ceyrek vapurlari biz ikimiz gule oynaya ona binelim diye yapilmamis miydi?