"karadan kimse uğramaz buraya." demişti deniz fenerinin bulut gibi sarhoş bekçisi: "kimsin sen?". kimdim ben? üstüste asıldım sigarama ve dumana boğup küçük odayı kaybolmayı denedim: adım bartleby uzaktan geldim, geldiğim yerin bile yabancısıyım. sonra susmuştuk uzun uzun. belki korkmuştu halimden, belki de geniş cümlelerle bir hikaye yaratmıştı benden. inandım ona birden. uzağa dalan gözlerinden kuşlar, kadınlar ve koyu bir yalnızlık geçti, sandım. dolaştım sessiz kurduğu hikayenin olayları ve kişileri arasında, bir öfkeyi durdurtup dinlendirdim, bir zaafı dondurdum an boyu, kor parçalarını aldım avuçlarıma ve dedim ki, tane tane: büyük şehirlerden geçtim ardarda, bozkırda ve sıradağlarda savurdum takvimin yapraklarını, düş kurdum ve düş kırdım, yitirdiğim sicil ve künye, unuttuğum toprak ve kelimeler uyandığım an kopuyor içimden. dönüp baktım, duymamıştı söylediklerimi bekçi, ya dışarı çıkmış, ya da hiçbir zaman olmamıştı. böyledir insanın fetret devirleri: ne bir şey yapabilir, ne de yapılmayabilir. bartleby der ki: i would prefer not to. çıkıp durmadan geceye baksam: kimseye ait değil. biraz yatmayı denesem, atım anlar ve huysuzlaşır. içim rahat: benim yitirdiğim şeyi kazanamaz ki başka biri.