sen geldin
Oysa kalbim işte şuracıkta çarpıyordu
Şurda senin gözlerindeki bakımsız mavi, güzel laflı İstanbullar
Şurda da etin çoğalıyordu dokundukça lafların dünyaların
Öyle düzeltici öyle yerine getiriciydi sevmek
Ki Karaköy köprüsüne yağmur yağarken
Bıraksalar gökyüzü kendini ikiye bölecekti
Çünkü iki kişiydik
Uyandığımda başlıyor her sabah hikaye. Gözlerin açıyor gözlerimi, içimden bir sürü havalanıyor. Yüzüne bakıyorum tavanda işlenmiş işte tüm detaylarıyla, saçların da orada bilcümle kahramanlığın da. İçime düşenle kalkıp çay demliyorum. İşte biraz peynir zeytin. Yüzün gitmiyor karşımdan. Karşıdaki kahveye oturan insanlara bakıyorum. Hiç müzik açamıyorum sesin var zaten, bastırmasın hiçbirşey. Öğlen rakısı koyuyorum kendime, sokağıma geldin işte. İnsanlar geçip gidiyorlar, geçip giderken bıraktıkları seslerin toplamından gelip oturuyorsun soframa. Susuyorum, anlatasın diye sen. Anlatıyorsun. Anlatamayacağım kadar çok sevmek haliyle ilk kez karşılaşıyorsam işte demek içmeye devam ediyorum. Yüzüne baksam sonra ölsem eksiksiz ölürdüm sanki.