Sesler, ilk alışılması gereken şey yeni evlerde. Hatırlıyorum misal bir yaz kaçamağı Erdek'ini. Tek başına bir evde kalır iken, alışamadığım sesleri evin, sokağın ve şehrin, uykusuz bırakmıştı beni. Yeni bir yerde ilk uykuya yatınca, önce görüntüler gelir gider insanın aklından; sonra da salt seslerin barındığı zifir gece gelir. Sesler iyidir başta, yandaki evde kalan insanların yaşadığının delalettir, güzeldir. Onların sandalyeleri kıpırdar, gülüşmeleri gelir, televizyonlarının sesi az biraz duyulur. Bunlar hep güzel. Sonra aklı karışıksa insanın, hisler de karışır.
Şimdi aklım karışık değil, uzaktaki otobandan farlar geçiyor, görüyorum. Evin önünden bisikletler, insanlar geçiyor. Etrafımdaki şeyler ve sesler, herkesin yaşamakta olduğunun delili amenna. Demek ki ben de yaşıyorum. Yaşadığıma ikna olur olmaz bir sigara daha yakıyorum. Diyorum ki yaktığım sigaranın ışığında: biz aslında sureti de, aslı da anlamaktan bihaber iman ediyoruz varlığımıza; yer yer vosvoslara, yer yer bağlara bakıyoruz. Hiç olmadı, titriyoruz mücrim gibi baktıkça istikbalimize ...
sesler duyulurdu uzaktan
ben hep seni düşünürdüm
Anlat, dinliyorum ben...